Adsense

Blog Arşivi

Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Ramazan'da Beslenme Önerileri


Günde ortalama 2- 2,5 litre su için, sahurda ağır yiyeceklerden mümkün olduğu kadar uzak durun.

Ramazan Sofrası
Sağlık Bakanlığı, bu yıl ramazan ayının sıcak günlere rastlaması nedeniyle, oruç tutacak vatandaşlara beslenmeye ilişkin uyarılarda bulundu.

Bakanlıktan yapılan yazılı açıklamada, bu yıl ramazan ayının sıcak yaz günlerine rastlaması nedeni ile, oruç tutanların sağlıkları için iftar ve sahur menüleri konusunda daha dikkatli olmaları gerektiği belirtildi.

Sıcaklık ve nem artışına bağlı olarak vücut ısısının arttığı ve metabolizmanın bu yeni duruma uyum sağlamaya çalıştığı ifade edilen açıklamada, ''Sıcaklıkların etkisiyle artan terleme ile birlikte yeterince sıvı alınmazsa, vücutta su ve mineral kaybı olmaktadır. Buna bağlı olarak da bayılma hissi, bulantı, baş dönmesi gibi sağlık problemleri yaşanabilmektedir'' denildi.


GÜNDE EN AZ 2-2,5 LİTRE SU TÜKETİN

Suyun yaşam için elzem olduğu ve vücuttaki su oranın yeterli düzeyde tutulmasının hayati önem taşıdığı kaydedilen açıklamada, şu bilgilere yer verildi:

''Bunun için kaybolan miktarın mutlaka telafi edilmesi gerekmektedir. Günde ortalama, en az 2-2,5 litre (12-14 su bardağı) su içilmelidir. Bununla birlikte ramazanda sıvı ihtiyacını karşılamak için ayran, taze sıkılmış meyve suyu, soda, sebze suyu vb. sıvıları sık sık tüketmek gerekmektedir. Sıcak havalarda aşırı beden hareketi yapılması durumunda, vücudun su ve tuz kaybı daha da artmaktadır. Bu gibi durumlarda tuzlu ayran (tuz kullanımında herhangi bir tıbbi sakınca bulunmayan durumlarda) içilmesi önerilir. Çocuklar sıvı-elektrolit dengesine daha duyarlıdır. Bu nedenle daha dikkatli ve tedbirli olunmalıdır. Çocukların su ihtiyaçlarını fark edemeyecekleri ve kendilerini ifade edemeyecekleri göz önünde bulundurularak, sık sık kaynatılıp soğutulmuş su içirilmesine özen gösterilmelidir.''

Ramazan ayında yeterli ve dengeli beslenmenin sürdürülebilmesi için günün oruç tutulmayan bölümünde en az üç öğünü tamamlamak ve sahur öğününü atlamamak gerektiği bildirilen açıklamada, ''Sahura kalkılmaması ya da sahurda sadece su içilmesinin yaklaşık 15-16 saat olan açlık süresini 20 saate çıkardığı, bunun da açlık kan şekerinin daha erken düşmesine ve buna bağlı olarak günün daha verimsiz geçmesine neden olacağı'' belirtildi.
 

SAHURDA AĞIR YEMEKLER YEMEMEYE DİKKAT EDİN

Sahur öğününün ağır yemeklerden oluşmaması gerektiği kaydedilen açıklamada, şu ifadelere yer verildi:

''Gece metabolizma hızı yavaşladığından vücudun yağlanma hızı ve kilo alma riski artmaktadır. Bu nedenle sahura mutlaka kalkılmalı süt, yoğurt, peynir, yumurta gibi besinlerden oluşan hafif bir kahvaltı yapılmalı ya da çorba, sebze ve zeytinyağlı yemeklerden oluşan bir öğün tercih edilmelidir. Gün içerisinde aşırı acıkma problemi olanlar ise açlıklarını geciktirmek için kuru fasulye, nohut, mercimek, bulgur pilavı gibi yemekleri tüketme yolunu tercih edebilirler. Ancak aşırı yağlı, tuzlu ve ağır yemekler ile unlu gıdalardan uzak durulması gerekmektedir.''
 

İFTARDA YEMEKLERİNİZİ HIZLI YEMEMEYE DİKKAT EDİN
 
İftar sofraların çeşitliliği ve bolluğunun ramazanın yemek kültürü açısından en belirgin özelliği olduğu kaydedilen açıklamada, ''İftarda kan şekeri çok düşük düzeye indiği için kısa sürede fazla miktarda besin tüketme isteği doğduğu'' ifade edildi.

Yapılan önemli yanlışlardan birinin de çok hızlı bir şekilde ve yüksek miktarda besin tüketilmesi olduğu belirtilen açıklamada, ''Beyin, doyma emrini yemekten 15-20 dakika sonra vermektedir. Dolayısıyla çok hızlı yemek yemek, kısa sürede yüksek miktarda besin tüketilmesine neden olmakta, bu da kilo alımına zemin hazırlamaktadır'' bilgisine yer verildi.

BESİN ZEHİRLENMELERİNE DİKKAT EDİN SAĞLIKLI BESİNLER ALIN

Sıcakların artmasıyla birlikte besin zehirlenmelerinde önemli artışlar gözlendiği aktarılan açıklamada, şu bilgilere yer verildi:

''Çoğunlukla, kısa süreli ve hafif seyreden besin zehirlenmeleri, besinin cinsine ve kişiye bağlı olarak daha ağır seyredebilmekte hatta ölümlere yol açabilmektedir. Özellikle sıcak yaz günlerinde dışarıda ve açıkta satılan yiyeceklerin tüketiminden uzak durulmalı, çabuk bozulma riski olan besinler (et, süt, yumurta, balık vb.) açıkta bekletilmemeli, besinlerin hazırlanması ve pişirilmesi aşamalarında hijyen kurallarına özen gösterilmelidir.

Yaz aylarında özellikle rota virüslerine bağlı olarak bebek ve çocuklarda yaygın olarak ishaller görülmektedir. Buna bağlı ishallerin önlenmesi için ellerin iyice temizlenmesi, sebze ve meyvelerin yenilmeden önce yeterince yıkanması büyük önem arz etmektedir. Bu tür ishal vakaları görüldüğünde, vakit kaybetmeden en yakın sağlık kuruluşuna başvurmak gerektiği unutulmamalıdır.''

Açıklamada, ayrıca zorunlu olmadıkça, güneş ışınlarının dik geldiği 11.00-15.00 saatleri arasında dışarıya çıkılmaması, çocuklar, yaşlılar, kalp ve şeker gibi kronik hastalığı olanların özellikle bu durumda daha dikkatli olmaları gerektiği uyarısında bulunuldu.
 

DİĞER ÖNERİLER

Açıklamada, Bakanlığın ramazanda beslenme ile ilgili diğer önerileri ise şöyle sıralandı:

''Ramazan süresince yeterli ve dengeli beslenmeye özen gösterilmelidir.

Ramazanda öğünler sahur ve iftarda iki ana öğün, iftardan sonra 1-1,5 saat arayla iki ara öğün şeklinde düzenlenmelidir.

Oruç tutanların sağlıklarını korumaları için mutlak suretle sahur yapmaları gerekmektedir. Kafein içeren içecekler yerine de ıhlamur, kuşburnu gibi bitki çayları ya da süt, meyve suyu gibi içecekler tercih edilmelidir.

Susuzluk hissedilmese bile iftar ve sahur arasında sık sık su içilmelidir.

İftara, peynir, domates, zeytin gibi kahvaltılıklar ya da çorba gibi hafif yemeklerle başlanılması, 10-15 dakika sonra az yağlı et yemeği, sebze yemeği veya salatayla devam edilmesi uygun olacaktır. Yine, enerji veren ve kan şekerini dengeli bir biçimde yükselten besinler (beyaz ekmek, pirinç pilavı gibi glisemik indeksi yüksek olan gıdalar yerine bulgur pilavı, kepekli ekmek veya kepekli makarna gibi posalı besinler) tercih edilmelidir.

İftarda aşırı şerbetli, yağlı tatlılar yerine, sütlü tatlılar (sütlaç, güllaç, muhallebi vb.) veya meyve tatlıları tercih edilmelidir.

Hızlı yemekten kaçınılmalı, yiyecekler yavaş yavaş ve iyice çiğnenerek yenilmelidir.

Tek seferde büyük porsiyonlar yerine, iftardan sonra belirli aralıklarla, her seferde küçük porsiyonlarla beslenilmelidir.

İftar yemeğinden hemen sonra televizyon karşısına geçilmemeli, koltukta dinlenmek yerine hareket edilmelidir. Yemekten sonra kısa mesafeli yürüyüş yapmak sindirime yardımcı olması açısından yararlı olacaktır.

Ramazan ayında yemeklerin pişirme yöntemleri de çok önemlidir. Özellikle haşlama ve fırında yapılan yemekler tercih edilmeli, kavrulmuş, tütsülenmiş ve kızartılmış besinlerden uzak durulmalıdır.

Beslenme düzenindeki değişikliklere bağlı oluşabilecek kabızlıkları önlemek için, yemeklerde lif oranı yüksek gıdalar (kuru baklagiller, kepekli tahıllar, sebzeler) ile ara öğünlerde meyve ve kuru yemişler (ceviz, fındık, badem vb.) tercih edilmelidir.''
05:13 | 0 yorum | Devamını Okuyun ...

Domuz Gribi

Domuz Gribi
Domuz Gribi: Meksikada başlayan ve hızla dünyaya yayılan domuz gribinde yaklaşık 100 kişi hayatını kaybetti. Ve Avrupa´ dada vakalar görülmeye başlandı.

Domuz gribi salgını normalde domuzlarda görülen A tipi grip virüsünün yol açtığı bir solunum hastalığı olarak biliniyor.

Domuz gribi domuzdan insana bulaştığı gibi, insandan insana da bulaşabiliyor. Virüse karşı ise, insanın doğal bağışıklığı bulunmuyor. Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü hastalığın kontrolden çıkmak üzere olan geniş çaplı salgın olabileceği uyarısında bulunuyor. Salgınla ilgili akla gelen ilk sorulardan biri de, hastalığın domuz eti yenmesiyle bulaşıp bulaşmadığı. Dünya Sağlık Örgütü domuz gribi virüsünün domuz etinin yenmesiyle değil solunum yoluyla bulaştığını belirtiyor.

Dünya Sağlık Örgütü´ne göre ölümlere neden olan domuz gribi virüsü, insan, domuz ve kuş gribi virüslerinin karışımından oluşan bir A/H1N1 virüsü. İnsanlarda görülen bu virüs için henüz bir aşı geliştirilmedi.

Uzmanlar, domuz gribi virüsüne rastlanan yerlerde insanları tokalaşmamaları, birbirlerini öpmemeleri ve ellerini sürekli yıkamaları konusunda uyarıyor.
06:42 | 0 yorum | Devamını Okuyun ...

Hemoroid Belirtileri

Hemoroid Belirtileri
Hemoroid , makat bölgesindeki damarlı dokunun genişlemesi ve sarkması ile karakteristik bir bağırsak hastalığıdır. Hastalıkta bu bölgede bulunan damarlı yapı şişer , dışarı doğru sarkar , kan göllenerek dışkı çıkışını zorlaştırır. Zamanla yapının tahriş olması, kanlanması hastada ağrı , sancı , kanama ve kaşıntı meydana getirir. Toplumda yaygın olarak görülen bir rahatsızlıktır. Çeşitli tedavi şekilleri vardır. Genelde ilerleyen yaşlarda görülme sıklığı artar.

Hemoroidin nedenleri arasında başta kabızlık , fazla ıkınma , gebelik, kötü beslenme , yaşla birlikte metabolizmanın yavaşlaması ve fiziksel hareketin azalması , genetik , meslek gereği fazla oturmak gibi sebepler vardır.

Kabızlık başlı başına hemoroid nedeni olabilir. Lifli gıdalardan yoksun diyet , yetersiz sıvı alımı , dengesiz beslenme , hareketsiz yaşam Ya da tuvalet ihtiyacının ertelenmesi kalın bağırsak fonksiyonlarının bozulmasına ve dışkının sertleşip kurumasına neden olur. Bu durumda sert ve kuru dışkı normal düzeninde bağırsaktan çıkamaz. Kişi daha fazla ıkınmak zorunda kalır. Bu da makat bölgesine fazla basınç uygulanmasına neden olur. Oluşan basınç bu bölgedeki damarların genişlemesine , kan akışının bozulmasına ve orda kan göllenmesine neden olur. Böylece makat ağzındaki dokular şişer ve dışkının çıkmasını engellemeye başlar. Kişi daha fazla ıkındıkça ordaki dokular tahrip olur , ağrı , kanama ve çeşitli ülseratif yapılar oluşur. Bu da kişi için oldukça sıkıntılı , acı veren ve normal hayatını etkileyen olumsuz bir hal alır.

Gebelikte de yine makat bölgesine yapılan basınç miktarı arttığı için hemoroid oluşabilir.

Hemoroid hastalığında ağrı, şişme , enfeksiyona bağlı akıntı, kaşıntı çok rahatsızlık verecek boyutlar alır. Bu nedenle bu tip durumlarda doktora muayene olunması , gerekli önlemlerin alınması ve tedavilerin yapılması gerekir. Günümüzde biliminsanları tarafından çeşitli tedavi şekilleri açıklanmış ve uygulanmıştır. Sonuçta en etkili tedavi şekli cerrahi müdahaledir . Yalnız müdahalenin fazla ağrılı olması hastaları diğer tedavi yöntemlerine itmektedir. İğne ile tedavi Ya da bant ligasyonu ( boğma yöntemi ) gibi tedaviler kolay uygulanmakla birlikte bu yöntemlerde de nüks etme oranı yüksektir. Bu nedenle kişiler sağlıklı durumlarına geri dönebilmek için uzman görüşleri doğrultusunda hareket etmeli ve kendisine uygun tedaviyi seçmelidir.

Hemoroidden korunmanın bazı yolları vardır.
-Dengeli ve düzenli beslenmek gerekir.
-Bol sıvı gıda almak gerekir.
-Fiziksel aktivitenin yeterince olması gerekir. Özellikle bacakların hareketi bağırsak hareketlerini destekleyen bir uygulamadır. Karın kaslarının güçlü olması da bağırsaklara faydalıdır.
-Çok ağır yük kaldırılmamalıdır.
-Lif açısından zengin bir diyet uygulanmalıdır.
-Yemeklerede bol sebze ve meyve menüsü olmalıdır.
-Sıvı yağ kullanmaya özen gösterilmelidir.
-Stresten uzak bir yaşam sürmeye özen gösterilmelidir.
06:41 | 0 yorum | Devamını Okuyun ...

Migren Nedir

Migren Nedir
Migren , ataklarla karakterize bir baş ağrısı hastalığıdır. Auralı ve aurasız başta olmak üzere çeşitli tipleri vardır. Özellikle son 20 yılda yapılan araştırmalar migrenin başlıbaşına bir hastalık olduğunu ve toplumlarda geniş kesimleri etkilediğini ortaya koymuştur. İnsanların çoğu yaşamlarının bir döneminde baş ağrısıyla karşılaşmışlardır. Çoğunlukla migren diğer tip baş ağrılarıyla karıştırılma eğilimi gösterir. Bu nedenle gerekli muayene ve tetkikler yapıldıktan ve hasta hikayesi incelendikten sonra teşhis konulabilir. Belirtiler , sorunlar kişiden kişiye değişiklik gösterdiği için tedavisi de kişiye özel yapılır.

Migrenin de kendi içerisinde çeşitleri vardır. Auralı migren en sık görülen tipidir. Migrende görülen baş ağrısı genellikle zonklama , nabız atması şeklindedir ve tek taraflıdır. Halk arasında yarım baş ağrısı olarak da isimlendirilir. Ağrı ataklarla gelir. Bu atakların süresi değişkenlik göstermekle birlikte 3-72 saat arasında etkili olur. Daha sonra ağrılar geçmeye ve hasta düzelmeye başlar.

Bazı hastalar ağrının başlayacağını önceden hissedebilirler.

Migren , 4 aşamalı bir süreç gösterir.

1- Ön belirti evresi
2- Aura evresi
3- Ağrı evresi
4- Ağrı sonrası evre

Ön belirti evresi kişiden kişiye değişmekle birlikte bazı ortak noktalarda buluşmak mümkündür. Bunlar ensede başlayan sertlik , davranış değişiklikleri , gerilme duygusu , huzursuzluk , yorgunluk ve uyku eğilimidir. Bazı hastalar ağrının başlayacağını bu evrede hissedebilirler.

Aura evresinde atak öncesi yine değişkenlik gösteren semptomlar yaşanır. Görme bozuklukları, görüntüde siyah noktalar , ışık çakmaları , görüntüde şekil bozuklukları , konuşmada güçlük , işitsel bozukluklar , ellerde ve baş kısmına doğru ilerleyen uyuşma ve karıncalanmalar görülür.

Ağrı evresinde 3-72 saat süren , tek taraflı , zonklama tarzında , orta veya ağır şiddette bir baş ağrısı görülür. Atakların şiddeti kişiden kişiye değişir. Ağrı sırasında hasta ışık ve sesten rahatsız olur. Ağrının şiddeti gözde basınç hissi yaratabilir. Bazı gıdalar , kokular ve fiziksel aktivite ağrının şiddetini arttırabilir. Bu durumda kişi karanlık ve sessiz bir ortam arayışına girer. Ağrı evresine bulantı ve kusma eşlik edebilir. Migrenin atak evresi kişiyi sosyal yaşamdan uzaklaştıran , fiziksel aktiviteyi ve günlük yaşamı hatta aile ilişkilerini olumsuz etkileyebilen bir süreçtir.

Ağrı sonrası evrede de farklılıklar gözlenir. Kimi hasta halsiz , bitkin ve uyku eğilimli olurken kimisi de yeniden doğmuş , coşkulu ve mutlu bir ruh tablosu çizebilir.

Migreni tetikleyen bazı etkenler vardır. Hipoglisemi , fazla şekerli gıdalar, süt, çikolata , yumurta , asitli içecekler, nikotin , baharatlı yiyecekler , kırmızı et, alkol , su kaybı , öğün atlama , ağır fiziksel aktivite , az ya da fazla uyku , stres gibi unsurlar migren ağrılarını tetikleyebilir.

Su içmek , dinlenmek , sık aralıklarla beslenmek , açık havada yürüyüş yapmak , huzurlu ortamlarda bulunmak ağrıların hafiflemesinde etkili yöntemlerdir.

Tüm bunların dışında uzman bir doktordan yardım alıp tedavi olmak hem migrenin kolay atlatılmasında hem de yaşam kalitesini korumak anlamında yapılması gerekli en doğru yöntemdir.
 
06:40 | 0 yorum | Devamını Okuyun ...

Horlama Tedavisi Ve Sebebi

Horlama Tedavisi Ve Sebebi
Horlama Nedir
Horlama, üst solunum yollarındaki yumuşak dokuların, küçük dil ve bademciğin uyku esnasında gevşemesi sonucu hava yolunu daraltmasıyla meydana gelir. Bu dokuların, hava yolunun daralması sonucu nefes alıp verirken titremesiyle horlama sesi oluşur. Horlamanın Şiddeti, solunum yolunun ne kadar daraldığına bağlı olarak değişir.

Normalde yetişkin insanların yarıya yakınında zaman zaman horlama görülmektedir. Ortalama olarak her 5 kişiden birinde ise sürekli horlama vardır. Erkeklerde kadınlara oranla daha sık görülmekle birlikte kadınlarda da görülür.

Horlamanın Nedenleri
Horlamaların büyük bir kısmı fazla kilodan kaynaklanmakta ve fazla kiloların verilmesiyle de büyük oranda azalmaktadır. Şişmanlığın dışında, solunum yollarındaki problemler de horlamaya neden olabilmektedir. Yaş ilerledikçe horlamanın görülme sıklığı ve şiddeti artar.

Horlama, kişinin aile yaşamını da ciddi bir şekilde etkiler. Horlayan kişi, alay konusu olabilir, diğer bireyler tarafından uykusuz kalmalarının sorumlusu olarak gösterilebilir.

Bunun yanında Horlama, kişinin sağlığını ve yaşam kalitesini de ciddi şekilde etkileyebilir. Kişi geceleri yeterince dinlenemediği için gündüz uykulu olur. Horlayan kişilerde, yüksek tansiyon daha sık görülür.

Horlamanın asıl tehlikeli olan şekli, Uyku Apnesi (Uyku esnasında nefesin kesilmesi) şeklinde olanıdır. Bu şekilde Horlama oluşan kişiler, Horlamadan sonra bir süre nefessiz kalmaktadır. 10 saniyenin üzerindeki tekrarlı nefessiz kalmalar yaşamı tehlikeye sokabilmektedirler.

   Horlama, horlayan kişide gündüz uykusuzluk, dikkat dağınıklığı, bitkinlik, araba kullanırken ve çalışırken uyuklama, gibi sorunlara sebep olabilir. Horlama zamanla yüksek tansiyon ve kalp hastalıkları gibi rahatsızlıklara da yol açmaktadır.

Horlama Nasıl Tedavi EdilirHorlamanın birçok tipi tedavi edilebilmektedir. Bu nedenle, Horlayan kişinin bunu ihmal etmeden bir doktora danışması faydalı olacaktır. Bununla birlikte, kişinin kendinde ve hayat tarzında yapacağı bazı değişiklikler Horlamaya son vermesine yardımcı olacaktır. Öncelikle Horlayan kişiler, fazla kiloları varsa fazla kilolarını vermeye çalışmalı, ağır besinler tüketmemeye,alkol kullanmamaya, spor yapmaya ve aşırı yorulmamaya dikkat etmelidir. Ayrıca, sırt üstü yatmak yerine yana yatmayı tercih etmelidirler. Horlama Yastığı hava yolunu açık tutmaya ve dokuların titremesini önlemeye yardımcı olduğu için horlama şikayetlerini azaltmaya yardımcı olabilir. Horlama Cihazı adıyla horlama şikayetlerini azaltmaya yönelik çeşitli ürünler de bulunmaktadır.
06:38 | 0 yorum | Devamını Okuyun ...

Rahim Kanseri Tedavisi

Rahim Kanseri Tedavisi
Rahim iç tabakasında meydana gelen bir kanser türü olan Rahim Kanser, kadınlarda en sık görülen kanser türleri arasındadır.

Rahim Kanseri Nedenleri
Kesin nedenleri bilinmemekle birlikte şeker hastalığı (diyabet), şişmanlık, kısırlık ya da az ve geç doğum yapmak, östrojen tedavisi, bağışıklık sisteminin zayıflaması gibi etkenler rahim kanseri riskini arttırmaktadır.

Rahim Kanseri BelirtileriErken belirti veren bir kanser türü olan rahim kanserinin başlıca belirtileri özellikle de menopoz öncesinde ya da menopoz döneminde görülen anormal ve düzensiz kanamalardır. Ağrı ender görülmekle birlikte, rahim de ağrı olması durumunda ciddiye alınmalı ve tetkik ettirilmelidir.

Rahim Kanseri Tedavisi
Rahim Kanseri erken belirti veren bir hastalık olduğu için hastalık ilerlemeden tedaviye başlanma oranı yüksektir. Hastalığın ilk dönemlerinde kanserli dokunun cerrahi müdahale ile yerinden alınması yeterli olabilmektedir. Kanser ilerlemiş ise cerrahi müdahalenin yanı sıra kemoterapi, radyoterapi ve hormon tedavisi gibi ek tedaviler de uygulamak gerekebilir.

Rahim Kanserinden Korunmak için Hormon ve östrojen kullanımının dikkatli yapılması, aşırı kilolardan uzak durmak, diğer rahim hastalıklarından korunmak, sağlıklı ve dengeli beslenmeye özen gösterip düzenli spor yapmak faydalıdır.
06:36 | 0 yorum | Devamını Okuyun ...

Hepatit B Tedavisi, Aşısı

Hepatit B Tedavisi, Aşısı
Hepatit B nedir
Hepatit B, karaciğeri hedef alan ciddi ve çok bulaşıcı bir hastalıktır. Hepatit B virüsünün 2 Milyar dolayında insanda bulunduğu tahmin edilmektedir. En sık karşılaşılan ölüm nedenleri içerisinde 9. sıradadır. Hepatit B AIDS'den çok daha bulaşıcıdır.

Hepatit B Nasıl Bulaşır
      - Kan yoluyla,
      - Cinsel yolla,
      - Tükürük ile,
      - Anneden çocuğa geçerek bulaşır.

Hepatit B'nin bulaşmasını önlemek için iğne, kesici aletler, diş fırçası vb.lerini ortak kullanmamak gerekir. Cinsel yolla kolaylıkla bulaştığı için meşru aile hayatının dışına çıkmamak en uygun davranış olacaktır. Anne adaylarının da Hepatit B testi yaptırmaları, virüsün çocuğa geçmesi riskinin önüne geçmek için önemlidir.

Eğer anne taşıyıcı ise doğumdan hemen sonra çocuğa yapılacak Hepatit B aşısı ile çocuk bu hastalıktan korunabilir.

Hepatit B'den korunak için Hepatit B aşısı en etkili yöntemdir. Tam koruma için 3 kez aşı olmak gerekir. Fakat her durumda aşı yapmak uygun değildir ve doktora danışılmalıdır.

Hepatit B hastalığına yakalananların hem kendi sağlıklarına dikkat etmeleri ve tedavi olmaları gerekir hem de virüsü çevresindeki insanlara bulaştırmamak için çevresindekileri ve kendini bilinçlendirmeli ve virüsün bulaşmasını önleyecek tedbirler almalıdır.

Hepatit B virüsünün bulaşmasını önlemek için alınabilecek temel önlemler şöyle sıralanabilir:
      - Hepatit B virüsü taşıyanlar kan vermemelidir,
      - Yaralar ve kesikler kapatılmalıdır,
      - Diş fırçası, traş bıçağı, tırnak makası vb.leri ortak kullanılmamalıdır,
      - Gayri meşru ilişkiden kaçınılmalıdır,
      - Her türlü kan lekesine karşı önlem alınmalıdır, kan bulaşmış giysiler özel olarak yıkanmalıdır,
      - Hastanın eşi ve aile üyeleri gibi aynı ortamı paylaştığı kişiler Hepatit B aşısı olmalıdır.

Hepatit B Belirtileri
Aşırı halsizlik ve yorgunluk hissi, iştah kaybı, bulantı, kusma, deride ve gözlerde sararma, idrar renginde koyulaşma, karın ağrısı, karaciğer bölgesinde hassasiyet olarak sayılabilir.

Hepatit B Tedavisi Kısa Süreli (Akut) ve Uzun Süreli (Kronik) bulaşmaya göre farklılık gösterir.

Akut devredeki Hepatit B için kullanılan özel bir tedavi yoktur. Daha çok evde uygulanabilen tedavi yöntemleri uygulanır. Bu tedavide amaç hastalığın yayılmasını önlemek ve şikayetlerin azaltılmasını sağlamaktır. Bu tedavi döneminde özellikle karaciğeri rahatsız edecek ilaçlar kullanılmamalı,alkol kesinlikle tüketilmemelidir.

Kronikleşen hastalar için ise ilaç tedavisi uygulanmaktadır. Kronik hepatit B sonucu ortaya çıkabilecek karaciğer yetersizliği, siroz gibi durumlarda hastalara karaciğer nakli gerekebilir.
Bu nedenlerle, Hepatitten en etkili korunma yöntemi olan Hepatit Aşısı çok önemlidir. Fakat virüsü taşıyanlara ve aktif durumdaki hastalara yapılamamaktadır.
06:35 | 0 yorum | Devamını Okuyun ...

Suda panik yapmayın

Suda panik yapmayın
Sahillerde motosikletli ambulans sayılarını artırma kararı alan bakanlık, bazı plajlara da yeni 112 istasyonları açacak.
Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Seraceddin Çom, yeterli oksijen gitmemesi sonucu vücuttaki dokularda bozulma meydana gelmesiyle boğulma olayının gerçekleştiğini söyledi.
Ülkede her yıl trafik kazalarında olduğu gibi suda boğulmalarda da birçok kişinin yaşamını kaybettiğine dikkati çeken Çom, özellikle çocukların bu konuda daha şanssız grubu oluşturduğunu, gerek denizde, gerekse havuzda ailelerin dikkatsizliği veya ihmali sonucu birçok çocuğun boğulma sonucu yaşamını yitirdiğini vurguladı.
Bunun dışında, yüzmeye bağlı kazalar, dalış hataları, deniz ya da havuz kenarında yapılan şakalar sonucu da birçok boğulma gerçekleştiğini anlatan Çom, şunları belirtti:
"Suda boğulma, ’yeterli oksijen gitmemesi sonucu vücutta dokularda bozulma meydana gelmesi veya kişinin suya batması sonucu solunum fonksiyonlarının bozularak ölümün gerçekleşmesi’ olarak tanımlanabilir. Dünyada her yıl yaklaşık 400 bin kişi boğularak yaşamını kaybediyor. 1-5 yaş arasındaki çocuklarda ölüme neden olan kazalarda üçüncü sırayı boğulma vakaları alıyor. Yapılan istatistiklerde, boğulma vakaları kadınlara oranla erkeklerde daha fazla. Erkeklerin su ile ilgili işlerle daha fazla meşgul olmaları, suya alkollü girmeleri ve su içinde riskli aktivitelerde bulunmaları bu oranı artırıyor."
"SUDA BOĞULMALAR PANİKTEN"
Suda boğulmaların büyük bölümünün panikten kaynaklandığını bildiren Çom, "Suda boğulmalarda, kişiler herhangi bir nedene bağlı olarak paniğe kapılıp kontrollerini kaybeder. Yaşanan panik sonucu su ile baş edememe, su yutma, halsizlik, soluk almada zorluk, yüzde, dudaklarda ve tırnaklarda morarma, yaralanma, bilinç kaybı ve bayılma belirtileri görülebilir" şeklinde konuştu.
Bu aşamadan sonra kontrollerini yitiren kişilerde yeterli solunum olmadığı için oksijen yetmezliği ve paniğin bir kısır döngü halinde devam ettiğini anlatan Seraceddin Çom, "Kişi hareketsizlik içinde suya batmaya başlar. Kişiler bu dönemde kurtarılamazlarsa, dibe doğru batarken kalp durması ve ölüm meydana gelir" bilgilerini aktardı.
Boğulmaktan kurtarılanlara yapay solunum yapılması gerekebildiğini kaydeden Çom, ağızdan ağza veya ağızdan buruna solunumun suda yapılabileceğini, uygulamaya su içinde başlanması gerektiğini bildirdi.
Çom, "Ancak, omurga ve omurilik yaralanması düşünülerek baş arkaya çok fazla itilmemelidir. Su içerisinde yapay solunum uygulaması derin sularda mümkün olmayabileceği için kişinin hızla sığ suya çekilmesi gerekir" şeklinde konuştu.
Boğulan kişilerin su içinden kıyıya ve güvenli bir yere alındıktan sonra hemen yapay solunum ve kalp masajına başlanması gerektiğini ifade eden Çom, "Özellikle soğuk havalarda 20-30 dakika geçse bile yapay solunum ve kalp masajına başlanmalı, derhal 112’den tıbbi yardım istenmelidir" diye konuştu.
Yaz aylarında artan boğulma olaylarına karşı bir takım önlemler aldıklarını, sahil bölgelerinde olay yerine hızla ulaşabilen motosikletli
 ambulanslar kullanabilen paramedik ve hekimler görevlendirdiklerini bildiren Çom, özellikle İstanbul, İzmir, Muğla, Antalya’nın da aralarında bulunduğu 16 ilde 52 ekibin görev yaptığını söyledi.
Boğulma olaylarının sıklığıyla gündeme gelen Şile’ye ilave, Ağva’ya ise yeni istasyon kurulduğunu, Çeşme Alaçatı, Bodrum ve Marmaris’te bu ekiplerin sayılarının artırıldığını belirten Çom, "Motosikletli ambulanslar olay yerine kısa zamanda ulaşabilecek şekilde hareket ediyor. Daha sonra hasta kara ya da hava ambulansıyla hastaneye götürülüyor" dedi.
Çom, halk plajlarında cankutaran görevlendirilmesinin belediyelerin yetkisinde olduğunu, cankurtaranlardan, boğulma vakalarına doğru müdahale etmelerinin beklendiğini belirtti.
Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Seraceddin Çom, suda boğulma ve yaralanma riskine karşı alınabilecek önlemlerle ilgili şunları bildirdi:
"-Su içinde yapılan aktiviteler sırasında oluşabilecek tehlikelere karşı yetişkinler ve çocuklar eğitilmelidir.
 -Yetişkinler ve çocuklar, ilk yardım teknikleri ve temel yaşam desteği uygulamaları konusunda bilgilendirilmelidir.
-Acil bir durumda çocukların hemen 112 Acil Sağlık Hizmetlerini araması gerektiği öğretilmelidir.
-Çocuklara yüzme öğretilmelidir.
-Çocukların tek başına yüzmelerine izin verilmemelidir.
-Çocukları su üstünde tutan giysilere ve çok iyi yüzme bilmelerine güvenilmemeli, sürekli denetlenmelidir.
-Deniz kıyıları temiz tutulmalıdır.
-Özel havuzlar için havuz çevresi parmaklıklarla çevrilmelidir.
-Uyarı işaretleri kullanılmalı ve bunlar çocuklara öğretilmelidir.
-Güvenliği yüksek havuz tasarımları oluşturulmalıdır.
-Deniz kıyısında ve genel yüzme havuzlarında çok iyi yüzme ve ilk yardım uygulamaları bilen cankurtaranlar görevlendirilmelidir."
Çom, boğulmalarda genel ilk yardım uygulamaları ile ilgili de şu bilgileri aktardı:
"-Boğulma nedeni ortadan kaldırılmalıdır.
 -Bilinç kontrolü yapılmalıdır.
-Hastanın yaşamsal bulguları değerlendirilmelidir.
-Temel yaşam desteği sağlanmalıdır.
 -Derhal 112’den tıbbi yardım istenmelidir.
 -Yaşam bulguları izlenmelidir."
UZMANDAN ÖNERİLER
9 Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Acil Tıp Ana Bilim Dalı öğretim üyesi ve Herkes İçin Acil Sağlık Derneği Genel Sekreteri Doç. Dr. Gürkan Ersoy da, boğulan kişilere kurtarma ve ilk yardım bilmeyenlerin müdahale etmemesi gerektiğini bildirdi.
Boğulan kişilerin panikle hem kendilerine hem de kendilerini kurtarmak isteyenlere zarar vermesinin mümkün olduğunu anlatan Ersoy, şunlara dikkati çekti:
"Yüzme bilmeyenler derin sularda denize girmemelidir. İyi yüzme bilenler bile kramp girmesi ya da başka bir rahatsızlık ortaya çıkması olasılığına karşı tek başlarına denize girmemelidir. Suda boğulmaların en büyük nedeni paniktir. Çok iyi yüzme bilenler bile beklenmeyen bir durumda panik yapabiliyor. Panik başlayınca da boğulma ve ölüm peşinden geliyor. Boğulma tehlikesi yaşayanları sudan eğitimli kişiler çıkarmalıdır."
Boğulan bir kişiye hemen kalp masajı yapılmaması gerektiğini ifade eden Ersoy, "Önce hastanın kalbinin çalışıp çalışmadığına bakılmalıdır. Masaj yapılan çalışan bir kalp durabilir. Bu nedenle bu işi, bilenlere bırakmak gerekir" dedi.
Ayrıca, boğulan kişilerin ayaklarından tutulup baş aşağı çevrilmesinin de yanlış olduğunu vurgulayan Ersoy, "Boğulma sırasında mideye yarım veya bir çay bardağı su kaçar. Hasta baş aşağı çevrilirse bu su akciğerlere kaçar ve kişinin boğulmasına neden olur" uyarısını dile getirdi.
Sudan çıkarılan kişiye yapay solunum yaptırılmasının önemli olduğunu belirten Ersoy, bunu ilk yardım eğitimi alan kişilerin yapması gerektiğine dikkati çekti.
13:05 | 0 yorum | Devamını Okuyun ...

Diyabet anne olmaya engel değildir...!

Diyabet anne olmaya engel değildir...!
Uzmanlar, diyabetle yaşamayı bilen, düzenli kontrol edilen ve hastalığı tamamı ile kontrol altında tutulan diyabetlinin sağlıklı bir bebek sahibi olmaması için hiçbir neden yok, görüşünde. İşte diyabet ve gebelikle ilgili bilinmesi gerekenler…
Diyabet hastasısınız ve çocuk sahibi olmak istiyorsunuz ya da hamilesiniz ve hamileliğe bağlı olarak şeker hastalığınız doğdu. Bunun beraberinde aklınıza,  "Sağlıklı bir gebelik dönemi geçirmem mümkün mü? Diyabet bebeğime geçer mi?" gibi sorular gelir.
Diyabetle yaşamayı bilen, düzenli kontrol edilen ve hastalığı tamamı ile kontrol altında tutulan diyabetlinin sağlıklı bir bebek sahibi olmaması için hiçbir neden yok.
Femical Kadın Hastalıkları ve Doğum Kliniği'nden Doç. Dr. Arda Lembet; gebe kalmadan önce ve gebelik esnasında diyabetle ilgili bilinmesi gereken noktaları şu şekilde açıklıyor: Diyabet, anne karnındaki bebeği birçok açıdan etkilese de diyabet bulaşıcı bir hastalık değildir ve bebeğe direkt olarak geçme olasılığı yoktur. Diyabete bağlı olarak, doğumsal anormallikler, düşük, ölü doğum ve erken doğum riski artarken, gebelik tansiyonu, plasentanın erken ayrılması ve ani kanamaların olasılığı yükselir. Tüm bunlara ve bebeğin kilosundaki artışa bağlı olarak da zor doğum ya da sezaryen ile doğum riskinde artış görülür.
ÖZEL TAKİP VE TEDAVİ ŞARTI
Doç Dr. Lembet, diyabeti olan kadınların gebe kalmadan birkaç ay önce özel takip ve tedavi programına alınarak, gebeliği sırasında diyabet ortaya çıkan kadınların ise, yine düzenli takibin yanı sıra, kişiye özel egzersiz ve özel beslenme planı ile sağlıklı bir bebek dünyaya getirebileceğini sözlerine ekledi ve aşağıdaki konulara dikkat çekti.
KAN ŞEKERİ İYİ TAKİP EDİLMELİ
İyi bir gebelik sonucuna ulaşmak için gerekli şart, kan şekerleri takibinin çok yakından ve sıkı bir şekilde kontrol altında tutulmasıdır. Bu amaçla gerek duyulursa insulin de kullanılmalıdır. Annenin kullanacağı insülin bebeğe geçmeyeceği için oldukça güvenlidir. Gebelik öncesinde var olan diyabetin şiddeti ve komplikasyonları geçirilmiş gebelik nedeni ile daha kötüye gitmez. Ancak gebe kalmadan önce uzun dönem diyabeti olanlarda göz, böbrekler, kalp ve damar sistemi detaylı olarak değerlendirilmelidir.
SORUNLU BİR KONU
İç Hastalıkları Uzmanı Dr. Yaser Süleymanoğlu, günümüzde gebelik sırasında diyabet görülme sıklığının yüzde 5-9 dolaylarında olduğunu belirterek şunları söyledi:  "Diyabet ve gebelik ilişkisi daima sorunları olan bir konudur. Tanı ve tedavideki gelişmeler sayesinde, artık binlerce diyabetik kadın problemsiz bir gebelik geçirerek sağlıklı bebek sahibi olabilmektedir. İnsülin keşfinden önce hem anne hem de çocuk yönünden var olan büyük problemler, bugün uygulanan erken tedavi yöntemleri sayesinde anne ve çocuktaki yan etki ve ölüm riskini asgari düzeylere indirmiştir."
KİMLER RİSK TAŞIR?
Hamilelik döneminde hormonların artışının tüm gebelerde görüldüğünü ancak gebelik diyabetinin sadece bazı kadınlarda rastlandığını belirten Doç Dr. Arda Lembet risk gruplarını şöyle sıralıyor:
1. derece akrabalarında diyabet öyküsü olanlar.
Kilolu veya şişman olanlar.
Daha önce 4 kg. ve üzerinde bebek doğuranlar.
Ölü doğum ve düşük yapmış olanlar.
Daha önceki gebeliklerinde "Gestasyonel Diyabet" hikâyesi olanlar.
Hipertansiyonu (yüksek tansiyon) ve kolesterolü yüksek olanlar.
Yaşı 30 ve üzerinde olanlar.
Daha önce "gizli şeker" olduğu söylenmiş olanlar.
Polikistik over hikâyesi olanlar.
6 HAFTA SONRA YÜKLEME YAPILMALI
Lembet sözlerini şöyle sürdürdü:"Bebek sahibi olmak isteyen diyabet hastası kadınlar ve gebelik sırasında diyabet teşhisi konan kadınların sağlıklı bir doğum için dikkat etmeleri gereken en önemli konu, düzenli doktor kontrolü, özel beslenme planı ve tedavi programına uymalarıdır. Gebelik şekeri saptanan gebelerin doğumdan 6 hafta sonra 75 gram şeker yükleme testi yaptırmaları gerekir zira bu grup uzun dönem içinde diyabet veya glukoz intoleransı geliştirmeye adaydır."
13:09 | 0 yorum | Devamını Okuyun ...

Uzmanlar Anne sütü kansızlğı engelliyor diyor

Uzmanlar Anne sütü kansızlğı engelliyor diyor
Anne sütünde kansızlığa karşı yeterince demir olduğunu söyleyen uzmanlar, anne sütü ile beslenen bebeklerde kansızlığın görülmeyeceğini ifade ediyor.

Bursa İl Sağlık Müdürü Dr. Özcan Akan, bebeklerdeki kansızlığın temel sebebinin, bebeğin anne sütü almaması ve demirden eksik gıdalarla beslenmesi olduğuna dikkat çekti.

Dr. Özcan Akan, kansızlığın belirtisi olarak süt çocuklarında huzursuzluk, davranış değişiklikleri, iştahsızlık, uykusuzluk veya normalin üzerinde uyuma gibi belirtiler görülebildiğini açıkladı. Dr. Akan, daha büyük çocuklarda ise kansızlık belirtilerinin yorgunluk, halsizlik, baş dönmesi, baş ağrısı, çabuk yorulma ve nefes darlığı gibi yakınmalar olduğunu belirtti.

"ANNE SÜTÜ BEBEKTEKİ GÜVEN DUYGUSUNU GELİŞTİRİR"

Bebekler için en iyi besinin anne sütü olduğunun altını çizen Akan, anne sütü emen bebeklerde kansızlık görülmediğini, çünkü anne sütünde kansızlığa karşı yeterli miktarda demir olduğunu söyledi. Anne sütünde, bebeğin büyümesi için gerekli olan maddelerin inek sütündekinden daha fazla olduğunu anlatan Dr. Akan, “Anneler, bebeğin her ağlamasında onları emzirmeli. Doğumdan hemen sonra bebeği kucaklamak anne ve bebek arasında sıkı bir bağ oluşturur ve kucaklanan bebek doğal olarak memeyi bulur ve emmeyi öğrenir. Anne sütü alan bebeklerde güven duygusu gelişir, psikolojik olarak bebek daha huzurludur. Anne sütü ve doğumdan sonra gelen ilk sarı süt (halk arasında ağız olarak bilinir) bebeği ishal, öksürük, soğuk algınlığı ve diğer hastalıklardan korur. Ağız, bebeğin ilk aşısıdır. İlk günlerdeki ağız sütü azdır, ancak bebeğin tüm ihtiyacını karşılar. Bu dönemde bebeğe şekerli su, mama, inek sütü veya başka gıdalar verilmemelidir. Bu gibi ek besinlerin verilmesi bebeği hastalandırabilir ve iştahını keser.” dedi.

Sık sık emzirme ve arzuyla emzirmenin meme bezlerini uyararak süt yapımını artırdığına dikkat çeken Bursa İl Sağlık Müdürü Dr. Özcan Akan, emzirme sırasında bebeğin dik tutulmasını istedi. Yatar durumda emzirmede bebeğin genzine süt kaçabileceğine işaret eden Akan, emzirmede sadece meme başının değil, meme başı çevresindeki koyu renkli bölgeyi de çocuğun ağzına almasının sağlanması gerektiğini vurguladı. Anne sütünün, bebeğin ilk 6 ayında ihtiyacı olan her türlü besin değerine sahip olduğunun altını çizen Dr. Akan, şöyle devam etti:

“6. aydan sonra anne sütüne ilave olarak ek gıdalara başlanabilir. Anne sütünde yeterli miktarlarda vitamin, protein, yağ, demir ve benzeri maddeler vardır. Yeterli miktarda su içerdiği için, çok sıcak iklimlerde dahi ayrıca bebeğe su vermeye gerek yoktur. Ek gıdaya başlandıktan sonra anne sütü 1-1,5 yaşına kadar bebek için önemli bir enerji ve besin kaynağıdır. Özellikle bebeğin hasta olduğu dönemlerde anne sütü bebeğe rahatlık sağlar, sindirimi kolaydır ve daha iyi hazmedilir. İshal ve üst solunum yolu enfeksiyonu hastalıklarının daha kolay iyileşmesini sağlar.”
13:07 | 0 yorum | Devamını Okuyun ...

Soğuklarda cilt sağlığına dikkat edin

Soğuklarda cilt sağlığına dikkat edin
Soğuk algınlığı, grip ve zatürreden korunmak için kaşkolumuzu sıkı sıkı sarıp, eldivenimizi dahi giyiyoruz ancak bazen yüzümüzü tam olarak kurulamadan ya da saçlarımız ıslakken, başımıza bir kapşon geçirip sokağa çıkıyoruz. Oysa yüz felci en çok soğuk havayı seviyor ve kendisine dikkat etmeyenleri seçiyor. Memorial Şişli Hastanesi Nöroloji Bölümü’nden Uz. Dr. Abdullah Özkardeş, soğuk havalarda yüz felci vakalarındaki artışa dikkat çekerek korunma önerilerinde bulundu.

Soğuk hava yüz felci riskini artırıyor

Yüz felci, ani başlayan yüzün bir tarafındaki kasların felci ile seyreden bir hastalıktır. Beyinden çıkan 7. sinirin fonksiyonunun bozulması ile ortaya çıkar. Hastalanan kişi, yüzün bir tarafında, kaş kaldırma, göz kapatma ve ağız büzme hareketlerini yapmakta zorlandığını veya yapamadığını farkeder. Görülme sıklığı, yaşa ve yaşanılan coğrafyaya göre değişmekle birlikte, yılda 100 bin kişide 15-35 kişidir. Genç ve orta yaşlı yetişkinlerde biraz daha sık görülür. Yüz felcinin vücutta sessiz duran herpes virusunun tekrar aktif hale gelmesi ile oluştuğuna inanılır. Bu aktifleşme, sinirde enfeksiyon gelişimine, şişmeye, sıkışmaya ve nihayet fonksiyonunu yapamamaya neden olur.

Laboratuvar ve klinik gözlemlerle, herpes virüsünü tekrar aktif hale getiren faktörler şunlar:


"Fiziksel durumlar: Radyasyon, travma, vücutta başka bir enfeksiyonun olması ve soğuk hava.
Psikolojik durumlar: Sosyal stresler.
Bağışıklığın etkilendiği durumlar: Kanser, yanık, AIDS, transplantasyon, kemoterapi.

Soğuk kış aylarında yüz felci, yaz aylarına göre daha sık görülmektedir. Soğuk havaya maruz kalma, yutaktaki yapıları etkileyip, herpes virusunun aktifleşmesine neden olabilir. Gündüz ve gece sıcaklığında büyük değişimler, açık alandaki soğuk havaya uzun süre maruz kalma veya sık sık aniden soğuk alana çıkma, soğuk havada açık pencereli bir arabada seyahat etme veya açık pencere önünde uyuma, yüzdeki damarlarda kasılmaya ve daralmaya neden olarak geçici olarak az kanlanmaya neden olabilir ve sonuçta sinir hücrelerinde herpes virusunun aktifleşmesine neden olabilir.

Kaşkol ile yüzünüzü koruyun

Yüz felcinden kısmen korunmak mümkündür. Yüzün ıslak ve nemli kalması soğuğun etkisinin artmasına neden olur. Bu nedenle yüzün ve saçların iyice kurutulması önemlidir. Evde, işyerinde ve nakil araçlarında hava akımı olabilecek yerlerde bulunmaktan kaçınılmalıdır. Aşırı soğuk havaya çıkmak veya o ortamda bulunmak gerekiyorsa, soğuğun etkisini azaltacak kaşkol kullanmak gibi önlemler alınmalıdır.

Yüz felci genellikle iyileşen bir rahatsızlıktır. İyileşme sürecini hızlandıran kortizon ve anti viral ilaçları erken dönemde kullanmaya başlamak gerekir. Hastalık oluştuktan sonra da soğuktan korunmak, yüzün ve saçların nemli kalmamasına dikkat etmek çok önemlidir.
12:39 | 0 yorum | Devamını Okuyun ...

Doğum bir travma olmaktan çıkarılabilir mi acaba?

Resim yazısı ekle
Hepimiz bir doğum anıyla bu dünyaya geliyoruz.
Anne karnına düşme anımız, anne karnındaki sürecimiz ve doğum  anı ne kadar sağlıklıysa, biz de o kadar sağlıklı bir ömür sürüyoruz. 'Her doğum bir travmadır' denir. Fakat, her seyin başlangıcı olan doğum, bir travma olmaktan çıkarılabilir mi? İşte, uzmanların doğumu bir travma olmaktan çıkarmak ve böylece daha sağlıklı nesiller yetiştirmek konusunda birbirinden çarpıcı önerileri...

BEBEK HER ŞEYİN FARKINDADIR!
Op. Dr. Hakan Çoker-Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı'Bebekler doğumda her şeyin farkındadır ve huzurlu bir doğum için her türlü özeni hak ederler. Doğum anı ve doğumdan sonraki ilk birkaç saat, bebek-anne bağının kurulması açısından kritik saatlerdir. Hiçbir müdahale veya ilaç etkisi altında kalınmadan yapılan doğumlarda, anne ve bebeğin karşılıklı salgıladığı hormonlar bu ilk aşkın kurulmasında hayati rol alır. Bu ilk, aşk dolu sevgi bağının kurulabilmesi için doğal olarak doğan bu bebeklerin annelerinden uzaklaştırılmak yerine kordonu bile kesilmeden anne kucağıyla buluşturulması gerekir. Bu sayede doğumda bebekler üzerinde oluşabilecek psikolojik travmalar hiç yaşanmaz, bebek kendini güvende hisseder sevildiğini hisseder.

Normal ve kolay bir doğum, sanıldığı gibi bebek için büyük bir travma değildir. Doğum başladıktan sonra artan kasılmalarla bebekler doğum kanalına doğru itilirler. Bebeğin başı rahim ağzına baskı yaparak açılmasını sağlar. Bebekler elbette bu baskıyı hisseder ama travma olarak algılamazlar. Çünkü bu bildikleri bir duygudur.

KORDON GÜVEN KAPISIDIR
Açılma dönemi bitip bebek rahim kanalından aşağıya doğru kaydığında hissettiği basınç değişimleri, onu aslında dış dünyaya hazırlar. Ama sanıldığının aksine nefes darlığı, sıkışma hissi yoktur. Çünkü onun güven kapısı kordondur. Gerekli besin ve oksijen kordondan gelir. Kordon hala karın içinde serbesttir. Bu yüzden bebekler doğum kanalında ne kadar kalırsa kalsın, kordondaki kan akımı bozulmadığı sürece güvendedirler. Eğer bebekler sakin bir ortamda doğarlar, doğar doğmaz bebek dostu felsefelerle karşılanırlarsa (spotlar kapalı, gürültü yok, baş aşağı tutulma yok, ağlasın diye darbe yok, sert bezlerle cildi silmek yok gibi...) ve hemen anne kucağıyla buluşturulurlarsa doğum travmasından bahsetmek mümkün değildir.

DOĞUM TRAVMASI BEBEĞİ NASIL ETKİLER?


Bebekler için doğum travmasından iki şekilde bahsedebiliriz. Bunların ilkinde mekanik bir sorun vardır. Bebek oksijensiz kalır, gerekli müdahaleler geç yapılırsa bu durum bebeğin kayıtlarına geçecektir. Veya zor bir doğumda bebeğin çekilmesi için aşırı bir güç uygulanırsa yine bunu bebekler hatırlayacaktır. Diğer travmaysa doğum ortamlarında anne ve bebek buluşmasına gerekli özenin gösterilmemesidir. Doğum büyük bir gürültü ve panik ortamında gerçekleşir. Anne aşırı stres ve korku içindedir. Sağlık personeli panik içindedir. Bu ortamda doğan bebek ani ve sert darbelerle çekiştirilir, ilk defa yerçekimiyle karşılaşır ve kordonu kesilerek anneden uzaklaştırılır. Eskiden baş aşağı tutulur ve ayaklarına sert darbelerle vurulurdu ve bu, bebek için travmaydı! Ama neyse ki bu uygulamalar artık yapılmıyor. Bebek bakım ünitesinde parlak ışıklar altına yatırılır, nefes yolunun temizlenmesi için boğazına ince hortumlar sokulur, cildi sert bezlerle silinir. Ve en travmatik olanı da tanıdığı bir ses olmamasıdır. İşte bu belki de onun için en büyük travmadır.

BEBEĞE SAYGILI DOĞUM
Yapılan hipnoz çalışmalarının birçoğunda doğum anlarına dönüş sağlanabilmektedir. Bu çalışmalardan toplanan bilgilerde bebeklerin doğum ortamlarını ne kadar iyi algıladıkları ortaya çıkar. Bebekler huzurlu bir ortamla, panik bir ortam arasındaki farkı bilirler. Bunun yanında aşırı ışık ve gürültüden rahatsız olurlar. Ve en önemlisi doğum sonrasında yumuşak ses tonları onları rahatlatır ve güven verir. Hele bir de bu ses tanıdıksa doğumda yaşayabileceği birçok şey artık onun içi travma olmaktan çıkabilecektir.
Evet, bazı doğumlarda vakum uygulanabilir. Acil durumlar olabilir. Ancak her türlü doğumda bebeğe saygılı doğum felsefelerine dikkat edilebilirse, bebeklerin bu acil durumları güvenle karşılaması ve hayata çok daha yumuşak bir geçiş yapması sağlanabilir.

ANNE DOĞUMDAN KORKMAMALI!


Sağlıklı bir doğumun sırrı anne ve bebeğe saygılı doğum felsefelerinden geçer. Öncelikle anne, kendisini eğitmeli ve doğumun gücüne inanmalıdır. Doğumdan korkmamalıdır. Aynı şekilde hizmet eden sağlık personelinin de doğuma inanması ve sakin davranmayı bilmesi gerekir. Ve doğum anında gürültünün yerini sakinlik ve güven almalıdır. Bebeği rahatsız edecek spotlar kapatılmalıdır. Bu ortamda doğan bebekler, doğar doğmaz refleks olarak ağlar. Ama ikinci ağlama 'Annem nerede?' ağlamasıdır. Bu bebekler anne kucağına gelir gelmez annenin sevgi dolu kolları bebeğin üstüne kapanır. Bebek annenin tanıdık kalp atışlarını duyar. Alıştığı sesine doğru başını kaldırır. Ağlaması birden kesilir. Sağlıklı bir şekilde nefes almaya devam eder. Kordon henüz kesilmediğinden akciğerlerden nefes almaya alışana dek güvenli oksijen akışı devam eder.
Doğum ekibi de bu ortama saygılıdır. Aşırı gürültü yapmazlar. Hatta bir adım geri çekilerek anne ve bebeğin bu kutsal buluşmasına saygıyla yaklaşırlar. Anne ve bebeğinin tanışarak bağ kurmalarına izin verirler.

BAĞIMLILIĞINIZIN NEDENİ DOĞUM ANI OLABİLİR


Doç. Dr. Nusret Kaya - Psikiyatr

'Yıllardır anne rahmindeki negatif kayıtların, doğum sırasındaki ve 0-2 yaş dönemindeki negatif kayıtların bir psikolojik virüs gibi tüm yaşantımızı etkilediğini anlatıp duruyorum. Çünkü anne rahmindeki negatif kayıtlar; annenin sıkıntıları, üzüntüleri, koca dayakları, kaynana zırıltıları, annenin beynindeki snap sistemini bozuyor. Cenin de o sırada annenin kanıyla beslendiği için tüm bu bilgileri kaydediyor. Tabii ki şuurlu hayatında bunların farkında değil. Bu kayıtlar rüya diliyle anlaşılabilir.
Doğum travması da sert, negatif kayıtların oluşabildiği süreçtir. Çünkü minicik ayrıntıları bebek kaydetmektedir. Örneğin, hamile kadının suyu gelmiştir ama çıkış için bir ambulansla hastaneye gitmesi gerekiyordur. Oradan itibaren bir 'çıkamama korkusu' başlar. Bu korku ileriki hayatta, örneğin kapalı yerde kalma korkusuna neden olabilir. Bana gelen kapalı yerde kalma korkusu, nefes alamama korkusu, asansöre binememe korkusu yaşayan danışanlarımın tamamında anne rahminden çıkamama durumu söz konusu. Ayrıca ilk çıkış sırasında, annenin vajinasında yeterli genişleme olmazsa birtakım tıbbi müdahaleler yaşanabilir. Mesela, kesik atar doktor. Ve bu nedenle anne daha çok alarma geçer. Bebek de bu alarmların hepsini hisseder. Ne olur? Bir hayatı koruma içgüdüsü alarmı olur.
Her doğum, anne için değilse bile, bebek için bir travmadır. Çünkü 9 ay 10 gün kaldığı kapalı bir ortamdan açık bir ortama çıkacak, her tür yaşamsal ihtiyacını annenin kanıyla sağlarken, dışarı çıkıp hava alacak ve başka bir besin kaynağı kullanacak. Kolay bir doğum bile her zaman travmatik olabilir. Neden, çünkü mekan değişiyor. Arkadaşlarımız, bu travmaları azaltıcı eğitimler alıyor. Hastane şartlarında, bu konular üzerinde yoğun şekilde duruluyor. Ama Anadolu'nun ücra kesimlerinde doğumlar hala evlerde oluyor.

BEBEK ANNENİN DUYGULARINI KAYDEDER


Öte yandan, annenin veya çevredekilerin çok telaşlı olması da bebeği etkiler. Bebek, tüm bu olanları kaydeder. Rahimden geç çıkmışsa telaş artar, telaş arttıkça negatif kayıtlar artar. Telaş ve zor doğumlarda oluşan olumsuz kayıtları alan kişiler, sonraki hayatlarında kolay hastalanır olurlar. Bu da olayın fiziksel hasara yansıyan kısmıdır. Aslında insanın temel inşaat bozukluklarına bütünsel bakarsak daha doğru olur. İnşaat bozukluğuna neden olanlar, öncelikle anne rahminde yaşananlar, sonra doğumda yaşananlar ve en son olarak da 0-2 yaş bebeklik döneminde yaşananlardır. Bu süreçte korteks oluşmamıştır. Yani üst beyin, üst beyin oluşmadığı için sistem kendini kollayamaz.
Sonuçta, sperm ve yumurtanın birleşmesinden itibaren cenini korumaya almalıyız. Eğer bir insanı ana rahmine düştüğünden itibaren sağlıklı bir şekilde kollamayı öğrenmezsek, insanlarımız temel inşaat bozuklukları nedeniyle çağı yakalayamaz ve sağlıklı bir hayat süremezler.'
12:54 | 0 yorum | Devamını Okuyun ...

Yaz hastalıkları nelerdir

Yaz hastalıkları nelerdir
Memorial Ataşehir Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bölümü Uzman Doktoru Gökce Günbey Eleman, pişik ve ishal gibi hastalıklara karşı bebeklerin yaz aylarında temiz bir havlu ile nazikce kurulanıp, bebeğin altının havalandırılması gerektiğini belirterek, "Böylece cildin kuruması daha cabuk olacaktır. Bezi cok fazla sıkmayın ve cildinin hava aldığından emin olun. Her bez değişimi sonrası cinko oksit iceren pişik koruyucu kremleri kullanmanız pişiklerin önlenmesinde faydalı olacaktır" dedi.

"Yazın ishale yol acan nedenlerin başında enfeksiyonlar gelmektedir" diyen Eleman, "Yazın ishal yapan mikroplar; virüsler, bakteriler ve parazitlerdir. Bu mikropların bir kısmı yaz-kış ishal yapabilmekte iken bir kısmı kış aylarını, bir kısmı ise yaz aylarını tercih etmektedirler. İshaller en sık 0-5 yaş grubunda görülmekte olup, gelişmekte olan ülkelerde ilk 2 yaştaki ölüm nedenlerinin başında gelmektedir" ifadelerini kullandı.

Hafif ishal vakalarında tedavinin evde yapılabileceğini belirten Uz. Dr. Gökce Günbey Eleman, "Anne sütü alan bebeklerde emzirmeye devam edilir. Anne sütü almayan 6 aylıktan büyük bebek ve cocuklara alışık oldukları sıvı gıdaların yanı sıra pirinc lapası, muz, elma püresi, yoğurt, ayran gibi gıdalar verilir. İshal gecene kadar lifli ve yağlı gıdalardan uzak durulur. Ağır ishal vakalarında ise hastaya hastaneye yatırılarak damar yolu ile sıvı tedavisi uygulanır. Dışkıda kan ve iltihap hücreleri varlığında veya ishalin 7 günde düzelmemesi durumunda dışkı kültürü alınmalı ve gerekiyorsa antibiyotik tedavisi başlanmalıdır. Ayrıca ishaller en sık 0-5 yaş grubunda görülmekte olup, gelişmekte olan ülkelerde ilk 2 yaştaki ölüm nedenlerinin başında gelmektedir" dedi.

Güneş yanıklarına da değinen Eleman, "Uzun süre güneşe maruz kalındığında ciltte önce kızarıklık oluşur. Daha uzun süreli hasarlarda cilt üzerinde su dolu kabarcıklar izlenir. Çocuğunuz acık tenli, sarışın veya kızıl saclı, renkli gözlü, cilli ise güneş yanıklarına karşı daha hassastır. Çocukları güneş ışınlarının en yoğun geldiği saatler olan 11.00-16.00 arasında güneşe cıkartmayın. Ayrıca cocuğunuza acık renk, pamuklu kumaştan bol giysiler giydirin ve başına geniş siperlikli şapka takın" diye konuştu.


Böcek, arı ve sineklerin ısırmasının cocukların sağlığını bozabileceğini ifade eden Eleman, "Isırılan bölgeye soğuk kompres ve buz uygulayın, iğne varsa cımbızla cekerek değil bıcak sırtı ile sıyırarak uzaklaştırmaya calışın. Kaşıntıyı azaltmak icin steroidli ve antihistaminikli pomatlar sürmenin yanı sıra ağızdan şurup verilebilir. Arı sokmasında ise ağrı varsa ağrı kesici şurupta alınabilir" acıklamasında bulundu.
12:36 | 0 yorum | Devamını Okuyun ...

Estetik ameliyatlar ve fiyatları

Estetik ameliyatlar ve fiyatları
Erkeklerin daha cok burun ameliyatı yaptırdığını belirten uzmanlar, kadınların ise başta burun olmak üzere göğüs kücültme ve karın gerdirme icin başvurduklarını söyledi.

Estetik yaptıran bir cok kadının şarkıcı Petek Dincöz'ün burnu, Laetitia Casta'nın yüzü ve göğüsleri, Ebru Gündeş'in kaşları ve Liz Taylor'un dudak ve elmacık kemiklerini kendi vücutlarında görmek istediklerini ifade eden uzmanlar, "Örnek aldığı kişiye göre estetik yaptıranların mutluluğu bir kat daha artıyor. Erkekler ve kadınlar, görünen vücut bölgelerine öncelik verdiği icin en cok burun estetiğine ilgi gösteriyorlar.

Kliniğe, estetik ameliyat icin Erzurum'un yanı sıra cevre illerden de hastalar geliyor. Estetik ameliyatların sayısı her gecen gün artıyor" dedi.

Estetik ameliyatların tek amacının kişinin fiziksel bozukluğunu düzeltmek olmadığını belirten uzmanlar, "Fiziksel bozuklukların düzeltilmesiyle birlikte, bireylerin psikolojik ve sosyal sıkıntıları da iyileşiyor. Fiziksel eksikliği nedeniyle toplum icerisinde sıkıntı yaşayan insanların ameliyat olduktan sonra özgüvenleri artıyor. Böylece ilişkilerinde sorun yaşamıyorlar " diye konuştu.


Alın germe: 3000-5000 TL
Burun estetiği: 2500-8500 TL
Endoskopik yüz germe: 3500-15000 TL
Dudak büyütme: 500-1500 TL
Çene estetiği: 1500-3500 TL
Sac ekme: 1500-3500 TL
Göz estetiği: 1500-5500 TL
Kepcekulak düzeltme: 1500-3500 TL
Yağ enjeksiyonuyla yüz dolgunlaştırma: 1800-5500 TL
Boyun germe: 3500-8000 TL
Lazerle leke silme: 1000-3000 TL
Popo kaldırma: 3000-7000 TL
Liposuction: 2000-10000 TL
Meme büyütme, dikleştirme: 3500-8000 TL
Karın germe: 3000-10000 TL
Minimum toplam: 33.300 TL (Yaklaşık 22 bin dolar)
12:33 | 0 yorum | Devamını Okuyun ...

Kanser Belirtileri

Kanser Belirtileri
Tarama testleri karmaşıklık ve mahiyet açısından değişiklikler gösterir. En yaygın bir şekilde kullanılan testlerin çoğu yüksek risk altındaki kişilerde sık görülen kanser biçimlerini bulacak şekilde tasarlanmıştır. Kanser tarama testleri pratik olmalıdır. Yapılan test, kanseri, tamamen iyileşme şansının hâlâ yüksek olacağı şekilde erken belirlemelidir.

Emniyet de önemli bir konudur. Test başlı başına tehlikeli bir sağlık riskini yaratmamalıdır. Bundan yirmi yıl önce meme kanserini belirlemek için kullanılan mamografı işlemi, gövdeyi oldukça yüksek radyasyona maruz bırakıyordu ve kanserin gelişmesinde başlı başına bir faktör oluyordu. Ancak bugün mamografi ile kadınlar yalnızca küçük miktarlarda radyasyona maruz kalmakta, böylelikle muayene daha emniyetle olmaktadır.

Kanser için periyodik tarama testleri tüm kanser vakalarında ve çeşitlerinde aynı önleyici değere sahip değildir, örneğin akciğer kanserinde, özellikle eğer sigara içiyorsanız, ara sıra göğüs röntgeninin çekilmesi veya balgam tahlili, yaşamınızı sürdürme şansını belirgin bir şekilde artırmayacaktır. Erken dönemde test etme hâlâ önemli olmasına rağmen, akciğer kanserinde yaşama oranı hâlâ yüzde 15 in altındadır. Sonuç olarak, eğer sigara içiyorsanız veya evinizde veya işyerinizde kimyasal maddelere maruz kalıyorsanız, akciğer kanserinin taranması konusunda öğütlerini almak için doktorunuza başvurunuz. Ancak hastalığın belirtilerini gözlemekten daha önemli olan bir şey, potansiyel karsinojenlere (kansere neden olan maddelere) maruz kalmanızı azaltacak her şeyi denemektir. Sigarayı bırakmak böylesi stratejilerden biridir.

Diğer kanserler yaşama oranı belirgin bir şekilde artacak kadar erken teşhis edilebilir. Aşağıda belirtilen kanser tarama testleri, Amerikan Kanser Derneği tarafından önerilen kanser önleme programının bir parçasıdır.

Meme Kanseri

Uyarıcı Belirtiler: Memede herhangi bir sertlik veya kitle, veya meme uçlarından gelen akıntı veya kan.

Kanser Riski Faktörleri: Meme kanseri genellikle elli yaşın üzerinde olan kadınlarda; hiç çocuğu olmamış kadınlarda, ilk çocuklarını otuz yaşından sonra doğuran kadınlarda, hiç emzirmemiş olan kadınlarda, ideal ağırlıklarının yüzde 40 üzerinde olan kadınlar ile cinsel olgunluğa gecikmiş olarak gelen veya gecikmiş menapozu olan kadınlarda ve ailesinde (anne veya kızkardeşlerde) menapoz öncesi meme kanseri olayı olan kadınlarda ortaya çıkar.

Check-up Kuralları: Her kadın ayda bir defa göğüslerini dikkatlice muayene etmelidir.

Buna ek olarak yirmi ile kırk yaş arasında olan kadınların her üç yılda bir göğüslerini bir hekime muayene ettirmesi gerekir. Kırk yaşın üzerinde olan kadınların bu muayeneyi her yıl yaptırması gerekir. Eğer kırk yaşın altındaysa-nız, ailenin geçmişinde göğüs kanseri yoksa yüksek risk gruplarından birine girmiyorsunuz demektir ve mamografinin alınmasına gerek duyulmayabilir. Eğer kırk ile kırkdokuz yaşlan arasında iseniz, herhangi bir belirti veya kitle yoksa ve ailenizde göğüs kanseri geçiren biri yoksa yalnızca basit bir mammogram yaptırın. Elli yaşından sonra mammogramı her yıl yaptırın. Eğer ailenizde göğüs kanseri varsa, yaşınıza aldırmaksızın her yıl bir mammogram yaptırın.

Testis Kanseri

Uyarıcı Belirtilen Teslislerde herhangi bir kitle veya boyutlarında değişiklik.

Kanser Riski Faktörleri: Yaşlı erkeklerden daha çok genç erkeklerde ortaya çıkar (kırk yaşından sonra fazla görülmez); normal yerine inmemiş testisler.

Check-up Kuralları: ilk gençlik yıllarının son dönemlerinden başlayarak tüm yaştaki erkekler her ay teslislerini muayene etmelidirler.

Kolorektal (Kalın Bağırsak ve Rektum) Kanser

Uyarıcı Belirtilen Herhangi bir rektal (makattan gelen) kanama veya dışkılama alışkanlıklarında uzun dönemli değişiklik.

Kanser Riski Faktörleri: Aile üyelerinden birinde geçmişte kolorektal polip (iyi huylu tü-moral oluşum) veya kolorektal kanser veya kronik ülserleşmiş kolit olması.

Check-up Kuralları: Kırk yaşın üzerinde olan kadın ve erkeklerin her yıl dijital (parmakla) rektal muayeneden geçmesi gerekir. Bundan öte elli yaşın üzerinde olan erkek ve kadınların en azından iki yılda bir sigmoidoskopik muayeneden geçmesi (sigmoidoskop ile kolon içinin muayenesi) ve her yıl kan bulunup, bulunmadığının kontrolü için feces (dışkı) testini yaptırması gerekir.

Akciğer Kanseri

Uyarıcı işaretlen Rahatsız eden bir öksürük, öksürürken kan gelmesi ve akciğer iltihabı veya bronşit nöbetleri; göğüste ağrı.

Kanser Riski Faktörleri: Çok sigara içmek ve özellikle astbest olmak üzere çevre kirletici maddelere maruz kalmak.

Check-up Kuralları: Kırk yaşın üzerinde olan herkesin bir göğüs röntgeni çektirmesi gerekir. Bunu takip eden göğüs röntgenleri doktorunuzun kişisel kararına göre yapılacaktır.

Servikal (Rahim Boynu) Kanser

Uyarıcı Belirtiler: Anormal vajinal kanama.

Kanser Riski Faktörleri: Genital (Cinsel) bölgelerde kabarcıklar oluşturan deri iltihaplan veya genital siğil enfeksiyonları-, ergenlik çağına geldikten kısa bir süre sonra cinsel ilişkiye girme veya çok fazla cinsel ilişki partnerinin olması.

Check-up Kuralları: Onsekiz yaşına gelen kadınların veya seksüel olarak aktif olanların her yıl Pap testi yaptırması ve pelvik muayeneden geçmesi gerekir. Birbirini takip eden üç veya daha fazla normal sonuç veren yıllık muayenenin ardından doktorunuz Pap testinin daha az aralıklarla yapılmasına karar verebilir.

Endometrium (Rahim iç zarı) Kanseri

Uyarıcı Belirtiler: Anormal vajinal kanama.

Kanser Riski Faktörleri: Geçmişte kısırlık olması veya yumurtlama olmaması; menapozun geç başlaması veya uzun süreli östrojen tedavisi, vücutta aşırı yağlanma; çok fazla sigara içmek.

Check-up Kuralları: Menapoza geldikten sonra geçmişinde kısırlık, aşırı şişmanlık, yfmurtlayamama, anormal rahim kanaması veya östrojen tedavisi olan kadınların endo-metriyal biyopsi yaptırmaları gerekir.

İdrar Yolu ve Mesane Kanseri

Uyarıcı işaretler: idrarda kan; sırt ağrısı; kilo ve iştah kaybı, sürekli ateş; anemi (kansızlık).

Kanser Riski faktörleri: Elli yaşın üzerinde olan erkeklerde-, çok fazla sigara içenlerde, geçmişte kronik idrar yolu enfeksiyonlarından rahatsız olanlarda daha fazla görülür.

Check-up Kuralları: Komple fiziki muayeneniz sırasında yapılan rutin idrar tahlilleri idrarınızda kan olup olmadığını (hemıtüri) gösterecektir. Eğer hematüri bulunursa, doktorunuz anormal bir doku da bulursa, biyopsi de dahil olmak üzere sistoskopik bir muayene yapabilir. Doktorunuz bir böbrek filmi de isteyebilir.

Ağız Kanseri

Uyarıcı işaretler: Ağzınızın renginde herhangi bir değişiklik veya ağzınızda iyileşmeyen herhangi bir yara.

Kanser Riski Faktörleri: Genellikle kırkbeş yaşın üstünde erkeklerde, çok fazla sigara içenlerde ve özellikle çok fazla alkol kullanımı ile birlikte dumansız tütün kullananlarda (tütün çiğneyenlerde) daha fazla görülür.

Check-up Kuralları: Eğer iyileşmeyen bir yara varsa doktorunuza veya diş hekiminize başvurun.

Gırtlak Kanseri

Uyarıcı Belirtiler: Boğuk seslilik.

Kanser Riski Faktörleri: Çok fazla sigara içmek, eğer fazla miktarda alkol kullanımı ile birlikte oluyorsa.

Check-up Kuralları: Konuşma özelliğinizde herhangi bir değişiklik olması durumunda bir boğaz uzmanı tarafından yapılan muayene veya eğer çok fazla sigara içiyorsanız yıllık muayene.

Prostat Kanseri

Uyarıcı Belirtilen idrara çıkmada zorluk; sırtın alt kısmında sürekli bir ağrı, pelvis veya kasıkların üst kısmında sürekli ağri; idrarda kan.

Kanser Riski Faktörleri-. Yetmiş yaşın üzerinde olan erkeklerde daha fazla görülür.

Check-up Kuralları: Eğer kırk yaşın üzerinde iseniz, periyodik tıbbi muayeneniz sırasında bir dijital (parmakla) rektal muayeneden de geçmeniz gerekir.

Cilt Kanseri

Uyarıcı Belirtilen Düzensiz sınırları olan küçük bir lezyon (yara, bere) ve vücutta veya kol ve bacaklarda kırmızı, beyaz, mavi veya mavi-siyah lekeler; cildin herhangi bir yerinde rengi inci beyazından siyaha kadar değişen yumru veya lezyonlar; avuç içi, ayak tabanı, el ve ayak parmaklarının uç kısımlarında koyu renkli lezyonlar; güneşe maruz kalmış cilt üzerinde daha koyu renkli beneklerle birlikte geniş kah-verengimsi lekeler; cildin herhangi bir yerinde kırmızımsı mor lekeler; ayak parmakları veya bacakta mor-kahverengi veya koyu mavi no-düller; yüz, kulak veya boyunda inci gibi veya mumlu gibi yumru veya şişler-, göğüs veya sırtta düz, ten rengi veya kahverengi yara izine benzer lezyonlar; yüz, kulaklar, boyun, eller veya kollarda pullu veya kabukla kaplı yüzeyi olan düz lezyon veya kırmızı nodul; herhangi bir bende görülen değişiklik veya iyileşmeyen bir yara.

Kanser Riski Faktörleri: Kadın ve erkeklerde kızıl saç, açık cilt rengi veya gözlerin mavi olması; çocuklukta ciddi güneş yanığı olması; ailenin geçmişinde doğum lekeleri veya benler (displastik nevüs doğumda mevcut ben oluşumu sendromu.)

Check-up Kuralları: Eğer yukarıda sıralanan uyarıcı belirtilere sahip herhangi bir cilt lezyo-nunuz varsa doktorunuza danışınız.
Sağlık,Kanser Belirtileri,Meme Kanseri,Testis Kanseri,Akciğer Kanseri,Servikal(rahim boyu) Kanseri,İdrar Yolu ve Mesane Kanseri,Ağız Kanseri,Kanser Çeşitleri
11:48 | 0 yorum | Devamını Okuyun ...